Hakkımda

Fotoğrafım
Türkiye
Ben bir İngilizce öğretmeniyim. Farklı değilim, ama aynı da değilim. İkisinin arası bir yerlerdeyim. İnsanları severim, ama kendimle de mutluyum. Hayvanları ve bitkileri de çok severim. Evde hayvanım ve çiçeklerim var. Onlardan ayrılmak çok üzüyor beni. Dünyayı, evreni seviyorum. Agnostik, araştırmacı, tepkisel biriyim. Dinlerle, bilim ve sağlıkla ilgili araştırmayı severim. Cinsiyetlerle ilgili farklı savlarım var. Bilmediğimiz şeyleri bildiklerimize benzettiğimiz için çeşitlilik kanımıza dokunuyor. Bence o yüzden "öteki"lere önyargılıyız. Önyargılı olmaktan nefret ediyorum. Olmamak istiyorum ama bazen engel olamıyorum. Eşitlik, özgürlük temel anlayışım. Müzik, sinema ve kitap seviyorum. Müzikte herkesin beğendiklerinin yanında biraz kıyıda köşede kalmış şeyleri de seviyorum. Sinema izlemeyi seviyorum. Mutlu bir yapım var. Umarım herkes mutlu olur, kötüler hariç :)

Ruby'le hayaller kurmak

Ruby'le hayaller kurmak
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Sarı Eylem (!) manifestosuna gönderilen cevap

Öncelikle twitter'da rast geldiğim "sarı eylem" isimli uyduruk "türban serzenişi"nin ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım. Güya "mağdurun yanındayız" diyorlar, ama mağdur tanımını ben pek anlayamadım. Ayrıca "sarışın afetler" e kaş çatıyorlar, kim bu sarışın afetler, sanırım "türban"a tiksintiyle bakan başı açık kadınlardan söz ediliyor. "hayatları göbeklerinde başlayıp diz kapaklarında bitenler" burada da erkek tanımı yapılmış. E ama "cinsiyetleri değil, zihniyetleri baz alır." demiştiniz. ^“yasakla mücadelenin rantı azaldı, artık iş görmez âtıl bir meta”, diyenlere vicdanlarının ne denli çürüdüğünü gösterme azmidir.^ ve ^sorunu görmemek için gözlerine mil çekenlere, “milli” bir sorun olan yasağı hatırlatanların eylemidir.^ cümlelerindeki "yasak" ancak "türban yasağı"nı anımsatıyor bana. Peki mağduriyet türbanı takmakla geçecek mi? Sadece türban takmak için mi hazırladınız bu manifestoyu? 
http://www.sarieylem.com/?page_id=56


"Feminist değiliz" diyerek sempatik mi olmaya çalışıyorsunuz? Basbayağı feministsiniz. Bu bir suçlama değil övgüdür, fakat keşke manifestonuzu yazarken azıcık sosyolog yardımı filan alsaydınız. Bütün kadınların yanında olmayan bir eylemin altına imza atamam. Çünkü mağdur olduğunu bilmeyenler de var. Mağdur olduğunu düşünmeyenlerin de hakkına sahip çıkmalısınız ki amacınıza ulaşın. Türbanını okul kapısında açıp da giren bir kadın mağdur olduğunu düşünmüyor olabilir. Veya koca dayağıyla kemikleri kırıla kırıla, evin işinin altında ezile ezile yaşamaya "mutluluk" diyen kadınlarımız da mevcut olabilir. 15 yaşında evlenmek için okulu kendi iradesiyle (!) bırakıp babasının iznini (!) alan çocuk gelinlerimiz de olabilir. Mağdur olduklarını akıllarından bile geçirmiyor olabilirler. 
Sadece "Ben mağdurum" diyenin yanındaysanız ayıpsınız, günahsınız, yalansınız, yanlışsınız. Manifestonuza imzamı atamam çünkü samimi değilsiniz. Benim haklarımı savunmayacaksanız, -türbanlı değilim- imza atmam.  Mağdur olmak için ne yaşamak lazım ey Sarı Eylem!

17 Nisan 2011 Pazar

Kendini ve İnsanlığını Hiçe Sayarak Hadsiz İnsanlarla Zaman Geçirmek En Acılı İntihardır!

     İsmi lazım değillerden bir kişi, ismi Elçin olan kişiye son yıllardaki "taciz ve tecavüz" oranlarındaki artışla ilgili olarak nasıl olur da "Yasalardaki düzenlemeler iftiraya mahal veriyor. Çoğu kadın patronum beni taciz etti diye iftira atıyor. Çamur at izi kalsın mantığı işte!" diyebilir? Bu Elçin kişisinin ve tüm kadınların ve hatta akl-ı baliğ tüm insanların Feminist olması gerektiği fikriyle yaşadığımdan olsa gerek ahanda böyle şoke olarak "bön bakmak" deyimini tam anlamıyla ifa ettim bugün. Sevgili günlük sen benim Feminist olduğumu bilmez misin? Hatta Feminist kelimesini salt Duygu ASENA'ya mal edip onu da bir gazete köşecisinden ibaret gördüğüm okul öncesi dönemdeki hal ve davranışlarımı şu anki zihnimle bile (kız cinsine) aykırı nitelendirirken etrafıma aldığım okumuş, yazmış, mezun olmuş, düşünmüş zatların Sosyalizm, Komünizm, Özgürlük ve Adalet vb. kavramlarına "güya" aşinayken Feminizme ne kadar yabancı olduklarını görüp "insan seçimlerim"e bir yazılı bir sözlü sınav eklemeyi düşünmekteyim. Feminist olunmaz yaşanır. Feminist doğulmaz gerek duyulur. Adalet duygusu olan insan adını koymasa da Feminist'tir. Yazık boşa harcadığım anlarıma! 

31 Aralık 2010 Cuma

"Ona bütün mümin kadınlar helal kılındı"

İnternette şöyle bir paylaşımdır tutturdu gidiyor. Peygamberimiz eşlerine çok iyi davranırdı, hepsini ayrı severdi, onları kollardı. Çok güzel. Peki peygamberin kaç karısı vardı? Kaç kadını vardı? Cariyelerin (kadın köle) de karılık yaptığını, hatta onların da gerçek nikaha alınabildiğini biliyoruz. Peki peygamberin evinde kaç kadın vardı? Buyrun okuyalım.




Hz. Ayşe; hazreti muhammed için "ona bütün mümin kadınlar helal kılındı" demiş...

Hz.Muhammedin evlendiği kadınlar;

1. Hatice
2. Sevde Binti Zem'an
3. Ebubekir kizi Ayse
4. Omer kizi Hafsa
5. Huzeyme kizi Zeynep
6. Ummu Seleme (Hine)
7. Haris kizi Cuveyriye
8. Zeyd kizi Reyhane
9. Zeynep Binti Cahs
10. Ebu Sufyan kizi "Ummu Habibe" (Remle)
11. Huvey kizi Safiye
12. Haris kizi Meymune
13. Sem'un kizi Marya Kibri

Hz.Hz.Muhammed'in bosadigi kadinlar:

1. Dahhak kizi Fadime
2. Zabyan kizi Aliye
3. Kab kizi Mileyke

Hz.Muhammed'in nikahlayip sonradan ayrildigi kadinlar:

1. Numan kizi Esma
2. Kays kizi Kuiteyle
3. Esma veya Seba (Sena) Binti Salt
4. Necdet kizi Selma
5. Huzeyl kizi Havle
6. Seraf binti Halife
7. Yezit kizi Amre El-Gifariye
8. Yezit kizi Hind El-Kitabiye
9. Davud kizi Mileyke
10. Rufaa kizi Nesatlsat
11. Kab kizi Esma
12. Haris kizi (Saire) Kuteyle
13. Amr kizi Senba/Seyba/Sabiye
14. Cundup bin Dimre Cind-i'nin kizi
15. Serahil kizi Imeyme (Binti Cevn)
16. Muaviye kizi Amre
17. Sufyan kizi Seba (Sena)
18. Ummul Haram
19. Hakim kizi Leyla

hz.Muhammed'in mehir parasini odemeden aldigi kadinlar:

1. Haris kizi Meymune
2. Huzeyme kizi Zeynep
3. Ummu Serik
4. Hakim kizi Havle

Hz.Muhammed'in cariyeleri:

1. Nefise
2. Cemile

Hz.Muhammed'in sozlendigi kadinlar:

1. Amir kizi Dubaa
2. Nuame Bel'anberi
3. Sehl kizi Habibe Ensariye
4. Cemre Binti Haris Bin Avf Bin Kab bin Zabyan
5. Sevde Kiresiye
6. Besame kizi Safiye
7. Ebu Talib'in kizi Ummu Hani (Fagite)
8. Ismi bilinemeyen bir kadin

Hz.Muhammed'in bazi nedenler yuzunden evlenemedigi kadinlar:

1. Abbas kizi Ummu Habibe
2. Hamza kizi Emame (Ammare)
3. Muhammed'e önerilen Baldizi

Hz.Muhammed'in ev islerinde bakan cariyeler:

1. Bereke (Ummu Eymen)
2. Emetullah binti Ruzeyme
3. Hudre
4. Redva
5. Sad kizi Meymune
6. Ruzeyne
7. Selma (Ummu Rafi)
8. Marya (Ummu Rebab)
9. Marya (Ceddetu'l Musenna)
10. Ummu Iyas
11. Havle (Ceddetu Hafs)
12. Meymune binti Ebi Abis
13. Ummu Dumeyre
14. Ummu Ayas
15. Rebiha
16. Saibe

Hepimizin zihnini kurcalayan ve gelen hadisli açıklamalarla bir "oh" çektiren peygamberin uçkur meselesi ve Ahzab Suresi

Arkadaşlarından Enes anlatır: “Peygamber 9 ya da 11 karısı varken, günün belirli saatlerinde bütün karılarını dolaşır, hepsi ile cinsel ilişkide bulunurdu”
Enes’e sordular: “Peki, Peygamber buna nasıl güç yetiştiriyordu?”
Enes şöyle dedi: “Biz aramızda, Peygamber’in otuz erkek gücünde olduğunu konuşurduk.” (Kaynak: Buhari, Tecrid/192)
Muhammed, karılarına eşit süre ayırır, aynı gece hepsini dolaşır, sıra kimdeyse onun yanında kalırdı. (Kaynak: Müsned, c.6, s.108)
Hz Aişe Hz Muhammed'e "Sen ne zaman güzel bir kadın görmüş olsan, ona sahip olabilmek için, gökten hemen bir ayet iniverir"
Ebubekir’in kızı Aişe ile evlendiği zaman, kendisi 49, kız ise 6 yaşındaydı. Aişe, 9 yaşına gelene kadar onunla beraber olmadığı kabul edilir. Bebek oynarmış onunla.
Muhammed'in sübyan Aişe ile evlenmesi hakkındaki aşağıdaki yazı ve sahih hadisler hiçbir yorum yapılmadan, tamamen İslami kaynaklardan alınmıştır.
Muhammed’in en küçük karısı Aişe’dir. Muhammed 52 yaşında iken, 9 yaşında olan Aişe ile gerdeğe girmiştir (Aişe, Muhammed ile evlendiğinde 6 yaşında idi (Bkz:Buhari, e’s Sahih, Kitabu Menakıbı’l-Ensar/44; Tecrid, Hadis no:1553; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikah/69, Hadis no:1422) ,demek ki 3 yıl beklenilmiş).Bunun üzerine, islam hukuku bundan bir sonuç çıkarıyor ve "9 yaşındaki bir kız, "müştehat" (şehvete konu olabilecek çagda sayılır) deniyor. Ve de bu nedenle, bir erkeğin 9 yaşındaki bır kızla evlenebileceğini bildiriyor bır fıkıh hükmü olarak (Bkz:Muhammed Ali Tehanevi, Keşşafu ıstılaha-tı’l-Fünun,1/788).
Muhammed bir gün Zeyd’le görüşmek için onun evine gider. Zeyd yoktur. O sırada Zeynep içeride çamaşır yıkamaktadır. Duygular coşar. Muhammed şu sözleri söylemekten kendini alamayarak evden çıkar. “Ya mukallibel kulum!” (Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, gönlümü çeviriverdin!)
“Zeynep’I sevdinse, ben boşayayım, sen al” der.
Muhammed’in karşılığı:
“O nasıl söz? Karını boşama, Allah’tan kork!” Ancak, içten içe, boşamasını da istemektedir. Bu istek, Ahzab suresindeki 51.ayetinde ortaya çıkar.(kaynak: Bu ayetle ilgili tefsirler, taberi tefsiri)
Zeyd, Zeynep’I boşar. Böylece Ahzab suresindeki (37.ayet) şu sözler de açıklık kazanmış olur: “Şimdi madem ki Zeyd onunla ilişiğini kesti; biz onu sana eş yaptık.”
Zeynep’le Muhammed arasındaki ilişkide, cinselliğin çok ağır bastığı söylenebilir: “Bir kadın gördüğü zaman hemen eve gelir, Zeynep’le cinsel ilişkide bulunurdu” (Kitabun Nikah, s.127)
Günlerin cinsellik yönünden ortamını Peygamber’in arkadaşlarından Cabir şöyle anlatır: “Biz Mina’ya giderken zekerlerimizden meni damlıyordu” (kaynak: Buhari, Hac/81; Umre/6; Şirket/7; Muslim, hac/141; Hadis/1216; Neşe-I Menasik/77; Ibn-I Meca, menasik/77 Hadis/2980; Ahmet Ibn-I Hanbel, Müsned 3/317-366)
Mahzumoğulları’ndan Ummü Seleme Hind de, kocası Ubeydullah bin Cahş el-Esedi ile birlikte Habeşistan’a gitmişti. Kocası Uhud savaşından sonra öldü.
Peygamber, Medine’ye dönen Ummü Seleme’ye şöyle buyurdu: “Allah’a yalvar, felaketine karşılık seni ödüllendirsin; ondan daha iyi bir eş versin sana.”
Sonra da ona evlenme teklifinde bulundu.
Kadın, yaşlı ve kıskanç olduğunu, yetim çocukları bulunduğunu söyleyerek özür dilemeye kalkınca, Peygamber kendisinin daha yaşlı olduğunu; Allah’ın o kıskançlık duygusunu mutlaka gidereceğini; yetimlere gelince, onlar için hiç merak etmemesini, onların Allah’a ve resulüne kaldığını söyledi.
Ummü Seleme ve diğer kumalar tüm eşler arasında adalet olmasını istemiştir, Aişe'yi kastederek. Üsteleyip Muhammed'i sıkıştırınca  “Aişe’yi söz konusu ederek beni üzmeyin. Işte söylüyorum: Vahiy, yalnız onun günündeyken gelir bana!” deyiverdi. 
Ama, ortaklar (karılar) aynı konuda bu kez peygamber’in kızı Fatıma’ya başvuracaklardı. Fatıma, babasına durumu anlattı.
“Karıların” dedi, “Allah’ı tanık göstererek, Ebu bekir’in kızı konusunda senden adalet diliyorlar.”
Peygamber karşılık verdi: “Kızım, doğru söyle, sen beni seviyor musun?”
“O nasıl söz! Nasıl sevmem?”
“Oyleyse, benim sevdiğimi de sev!”
(kaynak: Buhari, Hibe/8; Tecrid/1130)

yoruldum yahu :) kopyalıyorum 

Safiye:
Ahtap bin Huyeyy’in kızı Safiye, Hicret’in 7.yılında Muhammed’in karıları arasına girdi. Safiye, Beni Nadir Yahudilerindendir. Kocası, Hayber savaşında öldürülmüş, kendisi tutsak olmuştu. Dihyet’ül Kelbi’nin payına düştü. Ahsab tarafından hemen peygamber’e yetiştirildi. Safiye öylesine dilber bir kadındı ki, ancak Resulullah’a yakışırdı. Ayrıca, kavminin hanımefendisi olan bu kadına kendinden aşağı gördüğü bir kişinin yanında cariye işlemi işlemi uygulanmasının engellenmesi gerekirdi.
Sonuçta Muhammed onunla evlendi. (Kaynak: Buhari, El Magazil 38; Asab 30-32; Hucurat 11; Talak 1.ayet)
Zeynep bir keresinde Safiye’ye “Yahudi Karı” diye seslenmişti. Peygamber bu saldırıyı cezalandırdı, bir ay Zeynep’e yaklaşmadı. Ayşe’nin safiye için, “Boyu da pek kısa, yere çok yakın” demesi üzerine şu karşılığı vermiş: “Bir laf ettin ki, koca enizi bulandırır” (kaynak: Buhari, Ebu davud ve Tırmizi)
Anlaşılıyor ki, Safiye’nin eşsiz güzelliği ve yhudi kökenli oluşu zaman zaman öbür ortakların kendisine karşı birleşmelerine yol açmış. Tırmizi rivayet eder: Aişe ve Hafsa, “Biz Resulullah’ın yanında Safiye’den daha değerliyiz” demişler. Bu söz, Safiye’nin kulağına gitmiş. Peygamber’e söylemiş. Peygamber’in verdiği karşılıkta, onun Yahudiliğiyle ilgili çok zarif bir ima da var: “Şöyle diyemez miydin, benden değerli nasıl olabilirsiniz ki, eşim Muhammed, babam Harun, amcam Musa!”
Bir keresinde de Peygamber ve Safiye sözleştiler; öbür kadınlara örnek olsun, hatta bir bakıma ders olsun diye, bir ay boyunca hiç beraber olmayacaklardı. Bu söz tutuldu. (kaynak: Buhari ve El Müslim; Taberi tefsirinde Tahrim suresi)
Haris’in kızı Meymune Huzeyme kızı Zeynep:
Peygamber’in son iki karısı Haris’in kızı Meymune ile Huzeyme kızı Zeynep’tir. Meymune ile Hicret’in 7.yılında evlendi. Huzeyme kızı Zeynep’I, Esed’li Zeynep’ten ayırmak gerekir. Peygamber’in hayatında olay yaratan karısı ikincisidir. Huzeyme kızı Zeynep, Peygamber’den önce ölmüştür.
Esma Ve Amre:
Muhammed’in nikah kıyıp da karı-koca olmadan ayrıldığı iki karısı daha var: Kindeoğolları’ndan Numan’ın kızı Esma ve Kilab kabilesinden Zeyd’in kızı Amre. Peygamber, Esma’nın, zifaf sırasında alaca illetine tutulmuş olduğunu farketti ve mut’asını (bedelini) vererek baba evine yolladı. Amre ise daha yeni müslüman olmuştu. Peygamber’in yanına girince onu pek istemez tavırlar takındı, ona da bedeli ödendi; ve ailesine geri gönderildi.
Iki cariye: Marya ve Reyhane
Şem’un kızı Marya, Kıpti kökenli ve Hristiyandır. Muhammed’e Mısır Mukavkıs’I (piskopos) dört cariye armağan eder. Marya, bunlardan biri. Peygamber’in ona karşı özel bir düşkünlüğü olduğu anlaşılıyor. Aşağıdaki olay bunu göstermekte. Muhammed bir gün karılarından Hafsa’nın odasına girer. Odada Hafsa değil, Marya bulunmaktadır. O sırada Hafsa, babasının evine gitmiş. Muhammed ve Marya, Hafsa’nın yatağında birleşirler. Tam o sırada Hafsa içeri girer. Muhammed henüz işini bitirmemiştir. Hafsa’ya biraz beklemsini söyler; bazı açıklamalarda bulunacaktır ona. Sonunda Hafsa, kendisini tutamaz şöyle konuşur: “Nasıl iştir bu? Bir köle ile benim günümde ve benim yatağımda birleşiyorsun?” Peygamber kendisine bir müjdesi olduğunu söyler ve hemen ekler: Kendisinden sonra Ebu Bekir, daha sonra da babası Ömer halife olacaktır. Ne var ki Hafsa hiç de oralı olmayacak, tepkisini sürdürecektir. Peygamber bu kez yemin verir: “Vallahi billahi bir daha onunla beraber olmayacağım, ama sen de olayı kimseye söyleme.” Ne var ki, Muhammed Marya’yı bir türlü unutamamaktadır. Imdadına bir ayet; şu sözlerle başlayan bir ayet: “Ya Muhammed, karıların memnun olacak diye, helal şeyden niçin kendini yoksun bırakırsın; Allah çok bağışlayan ve acıyandır.”

Obür cariye Reyhane Yahudi’ydi. (Kaynak: Tahrim suresi, 1.ayet) Söz konusu ayetin gelişi konusunda bir de bal şerbeti öyküsü ileri sürülür; ama ayetin asıl dayanağı yukarıdaki öyküdür. (Kaynak: Tefsirler; örneğin Taberi tefsiri 28/100 öt; F.Razi, 29/41 öt; (Sabuni’de, bal şerbeti öyküsünün ayetin iniş nedeni gösterildiği  ancak asıl nedenin Marya olayı olduğu vurgulanır, 3/406)

Aişe, Ahzab suresinin 50. Ayetine tepki gösterdi. Bilindiği gibi o ayetin içeriği şöyledir:
“Mehirlerini verdiğin eşlerini; Allah’ın sana ganimet olarak nasip ettiği cariyeleri; seninle birlikte göç eden amca, hala, dayı, teyze kızlarını; seninle evlenmek istiyorlarsa, salt sana özgü bu durum olarak, hepsini helâl kıldık. Onlar mehirlerini Peygamber’e bağışlayabilirler. Bu konuda güçlük çekmeyesin diye onların da üzerlerine neyi farz kıldığımızı bildirdik; Allah bağışlayandır, acıyandır.”
Aişe’nin ayet konusundaki tepkisi şu noktada olmuş: “Bir kadın kendini Peygamber’e mi armağan edermiş? Ne kadınlar varmış şu dünyada!”
Aişe’nin sıra konusunda, Peygamber’in dilediği karısının yanında daha fazla kalması konusunda da soruları olmuş. Ne var ki, tam o soruların yöneltildiği sırada bir ayet daha gelir: Ahzab suresinin 51. Ayeti. Şöyle: “Ey Paygamber, bunlardan kimi istersen geri bırakır, dilediğini alabilirsin. Boşadığını yeniden almanda da bir vebal yoktur sana..”
Aişe, bu ayet üzerine kendini tutamamış, “Görüyorum ki,” demiş, “Senin Allah’ın yalnız senin şeyinin keyfi için koşturuyor.” (Kaynak: Buhari, Tefsir/7; Tecrid, Hadis/1721; Müslim, Rıda/49,50-Hadis/1464; Ibni Mace, Nikah/57-Hadis/200; Ahmet Ibn-i Hanbel, 6/134, 158, 261)
  
humanisthomosapiens uludağ sözlükte demiş ki 
"Ahzab Suresi
50- ey peygamber, gerçekten biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın. allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

bu ayrıcalıklar eğer bana veya herhangi birine daha verilmiş olsa, sizce ortada cinsel taciz başlığı altındaki suçlardan herhangi birisi bulunabilirmiydi? bunu yazan kişi kendi cisnelliğini insanlar üzerinde meşrulaştırıp, hepsini kendisine köle olarak tayin etmiştir. bunu üzerine sorarım ben?
hani eşitlik? hani kadına değer verme?
eğer bunalr eşitlik ve kadını toplum içerisinde eşit duruma getiren uygulamalarsa, arap şeyhleri bugünün en makbul kişileridir(!)

51- onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur. onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. allah, kalplerinizde olanı bilir. allah bilendir, halimdir.

ne kadar aydınlatıcı bir durum,"keyfine bak, istediğin gibi takıl eğlen kop(!)" diyor tanrı teala. yine soruyorum madem bu evlilikler toplumsal düzeni kurmak üzerine inşa edildiyse, keyfi ayrılıklar sonucu bu inşaat ne duruma gelir?(günümüzde görüyoruz o inşaatın enkazını!). aydınlatıcı, bilimsel, kusursuz eksiksiz, allah tarafından gönderilen bir kitap nasıl böyle bir başıboşluğu destekleyebilir?

52- bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. allah herşeyi gözetleyip denetleyendir.

şartlı tahliye, alamazsın ama onların alnına cariye mührünü vurduktan sonra keyfine göre kullanabilirsin. şüphesiz ki o ben bir röntgenciyim!

53- ey iman edenler (rastgele) peygamberin evlerine girmeyin, (bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. allah'ın resûlüne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. çünkü böyle yapmanız, allah katında çok büyük (bir günah)tır.

burada apaçık bir şekilde görüyoruz ki, kuranın keyfi bir kitap olduğunu. bir önceki ayetlerde cinselliğin yolunu açarken, şimdide davetsiz misafirlerden muzdariplik dile getiriliyor. nasıl aydınlandım bu durum karşısında bir bilseniz (!)

54- bir şeyi açığa vursanız da, saklı tutsanız da; şüphesiz allah, herşeyi bilici olandır.

55- onlar için(peygamber eşlerinin) babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (ey müslüman kadınlar) allah'tan sakının. şüphesiz allah, herşeye şahid olandır.

bu rezalet karşısında nasıl yorum yapılabilir artık? bu mu ahlak? bu mu toplumsal düzen? bu mu eşitlik? bu mu ilim, irfan?
burada muhammed'e sunulan kızların, erkek yakınlarının çayına uyku ilacı atıldığının resmi var. bundan dolayıdır ki öldüğünde hala kendisiyle evlenmek için sıra bekleye onlarca kadın vardı.

siz sayın kişiler, o zamanın afyonu olan bu durum karşısında, kızını, bacısını muhammed'e eş olarak sunan kişileri mi daha suçlu bulursunuz? yoksa bir takım, yerinde ahlak kurallarını, disiplini ve o dönem için geçerli sayılabilecek hukuk kurallarını getirip dinin diğer kısımlarını kendi menfaatien göre şekillendiren, elçiyi mi?

56- şüphesiz, allah ve melekleri peygambere salat ederler. ey iman edenler, siz de o'na salat edin ve tam bir teslimiyetle o'na selam verin.

eller yukarı, tumanlar (pantolon) aşşaaa!
derdik çocukken, tam yerinde geldi...

57- gerçek şu ki, allah'a ve elçisine eziyet edenler; allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlanmıştır.

"sana kim karışırsa, direkt bana söyle!" diyen, yumurta topuklu kundura, siyah takıma beyaz gömlek, çorap giyen, elinde mümin tespihi sallayan delüganlı stayla...

58- mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.

iyidir,güzeldir ve yerindedir.

60- andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.

poliscilik oyunu, tamam iyidir güzeldir bakalım devamı nasıl acaba.

61- lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.

hem bu dünyada hem öteki dünyada (!)...

62- (bu,) daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) allah'ın sünnetidir. allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.

işte "yorumsuz" dedirten bir ayet daha...

63- insanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: "onun bilgisi yalnızca allah'ın katındadır." ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.

64- gerçekten allah, kafirleri lanetlemiş ve onlar için 'çılgın bir ateş' hazırlamıştır.

"yorumsuz"...

evet, görüyoruz ki 50.ayet'ten sonra, konu değişinceye kadarki görüşleri ele aldık. ben mi anlamadım veya yanlış yorumladım? yoksa siz mi koyunsunuz?"

18 Aralık 2010 Cumartesi

Aslında ben...

    Evet mutsuzluk yaşarım ben de ama hemen geçer mutsuzluğum. Sinirlenince zaten hiç saklamam kızdığım şeyi söylerim kime kızdıysam susamam, bu çok aykırı bana. Benimle hayat zor, ben de biriyle çok zor yaşarım diye düşünüyorum. Fakat bu zor kadın olduğumdan değil. Bazen saçma şeylere kızabilirim, alınabilirim, kırılabilirim, yanlış anlayabilirim. Bilmiyorum. Ben hiç taktik, strateji bilmem. Bir ilişkide ne, hangi sırada, ne zaman yapılır hiç bilmem. İçimden geldiği gibi yaparım, davranırım, konuşurum. Ve genelde de hep en başta biter zaten. Tez canlıyım biraz, sorunca cevaplansın isterim sorularım. Belki biraz "isteyince alayım, sıkılınca gideyim" tadında. Ama sonra başka şeyler oluyor, karmaşıklaşıyor, kolaymışım gibi geliyor herhalde. Aslında çok zor görüyor ya beni, ulaşılmaz filan. Benim derdim beni mutlu etsin değil ki, birlikteyken mutlu olmak, ben zaten mutluyum. Sıkıntı çekmeyi neden isteyeyim ki, kıskançlık krizlerine neden gireyim ki? Hem sevginin ölçütü müdür bu? Kıskanç değilim diye çok acayip karşılanıyorum mesela, "sende bir gariplik var" diyorlar. Oysa gururum değil aldatan veya kıskandıran erkekten bir anda vazgeçivermem, uzaklaşmama neden olan. Sıkıntı vermesin kimse bana dileğim. Ben çetrefil istemem ki, entrika yapamam ki, kafam karışır, yalan söyleyemem ki, plan falan yapamam ki. Ama kadınlar çok güzel çalıştırıyorlar bu konuda zihinlerini ve tüm erkekler de bu davranışın normal olduğunu öğrenmişler ve aykırı davranan kadın hiç bir zaman kalıcı olmuyor onlar için. Çünkü kolay vazgeçebilecek, istediğini istediği zaman yapabilecek, canı istemeyince söylemeyecek, içinden gelince konuşacak, içinden geldiği gibi kızacak, gülecek, saklamaya çalışmayacak, şeffaf ve yanındayken hep mutlu bir kadını kim ister ki?