Hakkımda

Fotoğrafım
Turkey
Ben bir İngilizce öğretmeniyim. Farklı değilim, ama aynı da değilim. İkisinin arası bir yerlerdeyim. İnsanları severim, ama kendimle de mutluyum. Hayvanları ve bitkileri de çok severim. Evde hayvanım ve çiçeklerim var. Onlardan ayrılmak çok üzüyor beni. Dünyayı, evreni seviyorum. Agnostik, araştırmacı, tepkisel biriyim. Dinlerle, bilim ve sağlıkla ilgili araştırmayı severim. Cinsiyetlerle ilgili farklı savlarım var. Bilmediğimiz şeyleri bildiklerimize benzettiğimiz için çeşitlilik kanımıza dokunuyor. Bence o yüzden "öteki"lere önyargılıyız. Önyargılı olmaktan nefret ediyorum. Olmamak istiyorum ama bazen engel olamıyorum. Eşitlik, özgürlük temel anlayışım. Müzik, sinema ve kitap seviyorum. Müzikte herkesin beğendiklerinin yanında biraz kıyıda köşede kalmış şeyleri de seviyorum. Sinema izlemeyi seviyorum. Mutlu bir yapım var. Umarım herkes mutlu olur, kötüler hariç :)

Ruby'le hayaller kurmak

Ruby'le hayaller kurmak

18 Nisan 2011 Pazartesi

Sanal Alemler

   Yaklaşık 13 yıllık kişisel internet kullanıcısıyım. Şöyle bir düşününce sanal alemde hep vardım. (Tabi bunun övünülecek bir yanı yok. 13 yıldır bilgisayar kullanıyorum, hala doğru dürüst ne yazılımdan anlarım ne donanımdan.) Arkadaşlık ve sohbet, forumlar, müzik, video, fotoğraf, yazı, fikir paylaşım ve tabi uzay çağının kaçınılmazı olan gerçek sosyal ağlar. En başta da Facebook. Facebook'tan hemen önce sahneye MsnSpace, Netlog ve demo, beste, albüm paylaşımlarının da yapılabildiği MySpace gibi siteler çıkmıştı. Şimdiki devinimler eskiye göre çok daha hızlı olmasına rağmen Facebook hepsini solladı, başlı başına rekorda. Öte yandan Facebook herkes için bir dönüm noktası oldu. Facebook hesabı almak için sayfaya gittiğimde korkmuştum. Çünkü gerçek ismimizi vermezsek hesabımız kapatılabilirdi. Artık nick name (lakap, takma ad), user name (kullanıcı adı), profil ismi gibi maskelerimiz olmayacaktı. O zamana dek e-mail hariç (o da resmi işlerde gerektiği için) internette gerçek isim vermek konusunda aşırı tutucu olan ben, kimliğimde yazan ismimi Facebook'a kaydetmiştim. Bu en azından benim için büyük bir devrimdi. İnternetin sanallığı artık elektronik gerçekliğe dönüyordu.

    90ların sonunda MIRC, ICQ, MSN'in sunduğu sohbet ve paylaşım hizmetlerine razı olmak zorundaydınız. Sürekli kopan bağlantılar, kısıtlı seçenekler... Resimli profil (avatar) bile bir devrimdi. Artık blog'lar var. Bir kısmına ülkemizden erişim kısıtlanmış olsa da yıllardır e-günlük konusunda çok yol kat edildi. Derken twitlenen, twitlendikçe duyulan mini haberler peydah oldu. Adı mikroblog'muş, öğrendik. Kısa mesaj yazar gibi karakter kullanımında cimri davranılması gereken bir ilan panosu, kişisel yayın, çoklu mesaj, randevu defteri, reklam-propaganda aracı, son dakika haberleri... ne derseniz deyin twitter çok sevildi. Uygulama ve işlev kısıtlılığı, karakter sınırlaması bulunsa da özel sohbete pek yer verilmese de twitter aldı, yürüdü. Bir dönem de sanal cv hazırlayarak iş dünyasına evimizin salonundan göz gezdirdiğimiz siteler vardı. Bu fikir biraz daha gelişip iş dünyasındakileri birbirine bağlamaya yarayan ağları oluşturdu, Linkedln, Xing gibi. "Hele bismillah" deyip hepsine üye olmuşluğum vardır. Adet yerini bulsun işte. Twitter da 2009 yılında merakımı celb etti. Fakat mesleğimle ilgili ve ihtiyacıma yönelik olmadığını düşünerek profilimi uzun süre twitsiz bıraktım. Bir süre önce rahatsızlanıp 15 gün yatağa çakılı kalınca yapılacak en zaman öldürücü iş internet olduğu için Twitter'ıma biraz alaka gösterdim, nasıl kullanabileceğimle ilgili kafa yordum. Twitter, herkesin kafasına göre olduğu çok kalabalık bir yer. Muhteşem bir haberleşme aracı. 11 Mart Japonya depremiyle ilgili son dakika haberleri daha tvde yayınlanmadan önce Japon Twitter'cılardan bilgi alınabiliyordu. Radyasyon yüklü bulutlar nereye doğru süzülüyordu veya Libya'daki çatışmalarda neler oluyordu. Haberleşme, dünya gündemi, sosyal, siyasal gündem benim Twitter'ı kullanma amacım. Tabi bir de ünlülerin twitlerine cevap yazan hayranlar dikkatimi çekiyor. Sanki Facebook'tan arkadaşına yorum yazıyor gibi... Ayrıca şu İ. Melih GÖKÇEK, Nazlı ILICAK vb fantezileri var. Onlara da takılmıyor değilim. Zaten gazetelik bile oldu İMG ile Twittercılar. Muhabbetler her gece iple çekiliyor. Bazı siyasetçiler, ünlüler, gazeteciler tartışma gündemleri yapıyor, Twittercıların fikirlerini alıyorlar. Gündemin nabzını tutmak derler ya işte o. Tabi sonuçlar etkili olur, olmaz; henüz çok yeni. Yine de insanlar kendi nedenlerine göre Twitter'ı kullanıyor, vazgeçemiyorlar.
   Blog denen e-günlük sayfaları çıktı çıkalı kalın ciltli günlükler rafa kalktı. Herkes hayatını, aşkını, yediği yemeği, yaptığı işi, izlediği filmi bu sayfalarda yazıyor, denk gelip de okuyan yabancılarla paylaşıyor. Yazı yazmayı severim, pek çok konu hakkında fikrim vardır, olmasa da araştırıp fikir edinmek hoşuma gider. Blog'lara olan ilgim hep cüzi miktardaydı. Bazı google aramalarında karşıma çıkanlarına göz atmakla yetinirdim. Kendim bir hesap oluşturup yazmayı düşünsem de bu fikir ağır basmamıştı. Benim de sanal bir izim kalsın diye, Facebook'ta paylaştığım Notlarımı ve Facebook'tan paylaşamayacağım notları yazabilmek için geldim. Araştırdıklarımı, ilginç bulduklarımı sadece kendime saklamamak için bloglamaya karar verdim.  Benim de çorbada sanal tuzum olsun'du. Haydi bakalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder